Bir zamanlar bir oğlu ve bir eşeği olan fakir bir karı-koca varmış. İmkanlarını daha iyiye götürmek ve dünyayı tanımak için şehir şehir dolaşmaya karar vermişler. Küçük oğullarını eşeğin sırtına bindirip bindirip yola koyulmuşlar. İlk geldikleri köyde insanların arkalarından: '' Şu terbiyesiz çocuğa da bakın! Kendisi eşeğin sırtında rahatça yolculuk ederken, zavalı anne ve babası kan ter içinde yürüyorlar!' ' dediklerini duymuşlar. Baba eşine dönmüş ve '' biricik oğlumuzun terbiyesizlikle suçlanmasına izin veremeyiz, en yaşlı ben olduğuma göre eşeğe ben bineyim siz ana oğul yürüyün" demiş. Ve böylece giderken başka bir köye gelmişler. ikinci köyde ilerlerken insanların: "Şu terbiyesiz adama bakın, kendisi eşeğin sırtında seyahat ederken zavalı oğlu ve karısı yürümek zorunda kalmış! '' dediklerini duymuşlar. Ahlaksız biri olmayı kendine yakıştırmak istemeyen baba karısını eşeğin sırtına bindirmiş ve baba oğul yanlarında yürürken üçüncü köye gelmişler. üçüncü köyde insanların arkalarından: ''zavallı yaşlı adam, hem bütün gün eşek gibi çalışıyor, kendisini prenses sanan karısı da hem kocasının hem de ufacık oğlunun yanında yürümesine aldırmıyor. Herhalde çocukda üvey evlattır" dediklerini duymuşlar. Bunun üzerine tüm aile eşeğin üstüne binmişler ve dördüncü köye ulaşmışlar. Dördüncü köyde insanların: " Şu canavar insanlara da bakın! Zavallı eşeğin belini kıracaklar" dediklerini duymuşlar. Eşekten inip üçü de hayvanın yanında yürüyerek beşinci köye varmışlar. Bu kez duyduklarına inanamamışlar. Köylüler gülerek: "Şu üç salağa bakın, kendilerini taşıyacak bir eşekleri olduğu halde yürüyerek yolculuk yapıyorlar!!!"
GENELDE İNSANLAR ELEŞTİRMEK İÇİN HER ZAMAN BİR EKSİĞİNİ BULACAKTIR VE KİMSE SENİ OLDUĞUN GİBİ KABUL ETMEYECEKTİR. ONUN İÇİN DOĞRU BİLDİĞİN ŞEKİLDE YAŞA. HAYAT ÖN PROVASI YAPILMAMIŞ BİR TİYATRO GÖSTERİSİDİR. BU ALKIŞI OLMAYAN TİYATRONUN PERDESİ KAPANMADAN; GÜL, ŞARKI SÖYLE, DANS ET VE AŞIK OL.... HAYATININ HER ANINI DEĞERLENDİR. Charlie Chaplin
Sizi olduğunuz gibi kabul edecek dostlar bulmanız dileğiyle....
Canım annem Anneler Günün kutlu olsun... Dünyaya bir daha gelme imkanım olsaydı yine senin kızın olarak doğmak isterdim. Bana kattığın herşey için sağol... Daha nice seneler seninle olmak dileğiyle....
Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi. Kampın tanm adı, "Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-i HarbiyeKampı" idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16.Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermenilerdi. Kamptaki, Türkçe bilen ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti..... Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Çözüm toplu katliamdı. Askerlerimiz mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözler yanmıştı...
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır esirlerinin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.
Tabiiki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti.
Ama onlar unutmuyorlar.
Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar.En ucuzu olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
Söyleyen ne de güzel söylemiş. Gidene kal demeyeceksin... Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun... Düşün.... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Herşey sende başlar, sende biter...
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini... Hep hatırla: " Çaresizseniz, Çare SİZSİNİZ...."
Hiç düşündünüz mü yada bilen var mı içinizde "merhaba" ne anlama geliyor diye?. Çok ilginç bir o kadar da hoş ve sıcak bir anlamı varmış meğer."Merhaba" aslında farsça kökenli olup "benden size zarar gelmez" anlamına geliyormuş. Çok hoş değil mi? Bunu öğrendikten sonra karşımdaki insana merhaba demek daha bir anlamlı benim için. Şu an bu mesajı okuyan herkese benden "MERHABA"
Bir yıl önce sevgili www.blogcu.com/sevgisepeti 'ne yorum yaparken üye oluverdim bloğa... İyi ki de üye olmuşum. Burada bir şekilde kendimizi ifade edebiliyor, bir çok güzellikleri paylaşabiliyor ve en önemlisi bir çok yeni arkadaşlar ediniyorum.
Bu arada ilk blog arkadaşım www.blogcu.com/nurayekin68 'e ve diğer tüm arkadaşlarıma sevgilerimi gönderiyorum.sayfama uğrayamadığım anlarda bile beni yalnız bırakmayan, yorum veya mesaj bırakan tüm blogcu arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Tabii aslında öncelikle Blogcu.com'a teşekkür etmek lazım, bizlere bu fırsatı verdiği ve bizi nette bir araya getirdiği için...
Biliyorum ki, hergün bloğa yeni dostlar girecek. Ve umuyorum ki, kader bizleri birgün bir yerlerde buluşturacak. Hepiniz sevgiyle ve sağlıcakla kalın....
Çifte mutluluk yaşayacağımız bu güzel günler umarım devamında da hep çifte mutluluklar ve sevinçler getirir.. Kurban Bayramınız mübarek ve yeni yılınız kutlu olsun... Herşey gönlünüzce olsun, yüzünüz hep gülsün ...
Binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu? Değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün.
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar, olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır. "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar" dediğiniz kişi, tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir, boş yere bu sokaklarda aranırsınız.
Birlikte olduğunuz, tanıdığınız insanların, dostlarınızın, arkadaşlarınızın değerini ne kadar biliyorsunuz? Ne kadar farkındasınız? Hiç düşündünüz mü hımm :)?